borçlar hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
borçlar hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2016 Çarşamba

BORÇLAR HUKUKU AYIPTAN SORUMLULUK

                       SATICININ AYIPTAN SORUMLULUĞU





GENEL OLARAK

Satıcının alıcıya karşı satılanda bildirdiği nitelikler ile satılanın kullanım amacı bakımından değerini veya ondan beklenen faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan niteliklerin bulunmamasından doğan sorumluluğuna, ayıptan sorumluluk denir.

TBK 219'a göre ; "Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. 

Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur."


Satıcı bu ayıpları bilmese bile onlardan sorumludur. Ayıptan sorumluluğun doğması için satıcının kusurlu olması şart değildir.
Ayıptan sorumluluk ilke olarak maddi mal (şey) satışlarında söz konusu olur hak satışlarında söz konusu olmaz. Bu nedenle alacağın devrinde (alacak satışlarında) ayıptan sorumluluğu ilişkin TBK 219 vd hükümleri değil alacak satışındaki ayıptan sorumluluğa ilişkin TBK 191-193 hükümleri uygulanır.

AYIPTAN SORUMLULUĞUN ŞARTLARI


1)Maddi şartlar

A)Satılan şey ayıplı olmalıdır.

Satılan şeyde satıcının bildirdiği bir nitelikte dürüstlük kuralına göre satılanda bulunması gereken bir niteliğin mevcut olmamasına "ayıp" denir.

Ayıp objektif nitelikte olabileceği gibi subjektif nitelikte de olabilir. Ayıp satılan şeyin ilke olarak niceliği (kantitesi) ile değil, niteliği (kalitesi) ile ilgili bir kavramdır. ancak nicelik, şeyin niteliğine etkide bulunuyorsa bu nicelikteki eksiklik de ayıp sayılır. Mesela el dokuması halılarda düğüm sayısı (nicelik) halının niteliğini etkileyen bir niceliktir.

Tüketicinin korunması hakkında Kanunun 8. maddesi ayıplı malı şöyle tanımlamıştır:

TKHK m 8 ; "(1) Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.
(2) Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir.

AYIP TÜRLERİ;


Aslen ekonomik ayıp, maddi ayıp, ve hukuki ayıp olmak üzere 3'e ayrılır.
Borçlar Kanunu, ile TKHK'ndaki düzenlemeye göre ayıp ayrıca: bildiren nitelikteki ayıp. ve bulunması gereken nitelikteki ayıp olmak üzere ikiye ayrılır. Ayıp başka açıdan da açık ayıp ve gizli ayıp ve gizlenmiş ayıp olmak üzere 3 e ayrılır.

-Ekonomik Ayıp                  -Bildirilen Nitelikteki ayıp                         -Açık Ayıp
-Maddi Ayıp                        -Bulunması gereken nitelikteki ayıp           -Gizli Ayıp
-Hukuki Ayıp                                                                                           -Gizlenmiş Ayıp

B)Alıcı bu ayıbı bilmemelidir.

Alıcı sözleşmenin kurulduğu sırada ayıbı biliyor veya gerekli özeni göstermiş olsaydı bilecek durumda bulunuyorsa ise satıcı ayıptan sorumlu olmaz.

MADDE 222- Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. 
Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur. 

C) Alıcı ayıplı malı kabul etmemiş olmalıdır.

Alıcı satılan şeyi ayıplarıyla birlikte kabul ederse ayıptan doğan haklarını kaybeder

D) Ayıp, hasarın alıcıya geçmesinden önce mevcut olmalıdır.

Satılandaki ayıp hasarın alıcıya geçmesinden önce ya da en geç hasarın geçtiği anda mevcut olmalıdır. Hasarın geçmesinden sonraki ayıplar özel olarak üstlenilmiş veya kasten gizlenmiş olanlar hariç alıcıya aittir


2)AYIPTAN SORUMLULUĞUN ŞEKLİ ŞARTLARI

Satıcının ayıptan sorumlu olması için maddi şartların yanında şekli şartların da gerçekleşmiş olması gerekir. Şekli şartlar, maddi şartların gerçekleşmesi halinde alıcının ayıptan doğan hakları kullanabilmesi için yerine getirmesi gereken şartlarıdır.


aa) Satılanı gözden geçirme

MADDE 223- Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. 

Tacir olmayan alıcılar özellikle tüketiciler belirli bir deneyim birikim ve uzmanlığa sahip olmadıkları için gözden geçirmede bunlardan istenecek-beklenecek özen derecesi daha hafif değerlendirilmelidir.

Tacir alıcılar belirli bir deneyim birikim ve uzmanlığa sahip olup iş ve faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek zorunda oldukları için daha titiz davranmak zorundadırlar.

bb) Ayıbı bildirme

Ayıp bildirimi hukuki bir işlem ya da irade beyanı değil, tek taraflı olarak satıcı veya vekiline yöneltilmesi ve varması gereken bir bilgi ya da düşünce açıklamasıdır.

Alıcı yaptığı ayıp bildiriminde şeydeki ayıpları açık bir biçimde tanımlayıp belirtmeli ve satılan malı kabul etmeme iradesini satıcıya kesin bir ifadeyle belirtmelidir.

Ayıbı bildirim geçerliliği hiçbir şekle tabi değildir. Ancak ispat aracı yönünden taahhütlü bir mektup veya noter kanalıyla ya da güvenilir elektronik imza kullanarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılması tavsiye edilir.
Bildirimin süresi satışın çeşidine göre değişir. Ticari olmayan satışlarda bildirim süresi TBK m223 te düzenlenmiştir. Buna göre alıcı satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse bunu uygun süre içinde ona bildirmek zorundadır. Uygun süre deyimi alıcının bulduğu (gördüğü) ayıbı satıcıya düzenli ve makul bir şekilde bildirmek için gerekli zamanı ifade eder. Alıcı bunu ihmal ettiği takdirde bunu kabul etmiş sayılır. Olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayan bir ayıp özellikle gizli ayıp sonradan ortaya çıkarsa alıcı ayıbı satıcıya hemen bildirmek zorundadır.


TBK m 224 hayvan satışlarında bildirim süresini hayvanın teslim alındığı veya almada temerrüt edildiği tarihten itibaren 9 gün olarak belirlemiştir.

MADDE 224- Hayvan satışında satıcının sorumlu olacağı süre yazılı olarak belirlenmemiş ve ayıp da hayvanın gebeliğine ilişkin değilse satıcı, ancak ayıbın devrin yapıldığı veya alıcının devralmada temerrüdünün gerçekleştiği günden başlayarak dokuz gün içinde kendisine bildirilmesi ve ayrıca, hayvanın bilirkişilerce gözden geçirilmesinin aynı süre içinde yetkili makamdan istenmesi hâlinde sorumlu olur.



TTK M23/1-C ticari satışlarda malın teslimi sırasında belli olan açık ayıplar için alıcıya iki günlük bildirim süresi tanımıştır. Buna karşılık açık olmayan ayıplarda bildirim süresi malın tesliminden itibaren 8 gündür.



E) ZAMAN AŞIMI SÜRESİNE UYMA YÜKÜ:

TBK 231 e göre satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava hakkı, satılandaki ayıp daha sonra meydana çıksa bile satılanın alıcıya devrinden itibaren iki yıl geçmekle zaman aşımına uğrar. 2 yıllık süre yalnız taşınır satışlarında geçerli olup taşınmaz satışlarında bu süre 5 yıldır. Ayrıca 2 yıllık süre hem ticari hem de ticari olmayan (adi) satışlarında uygulanır.

İster ayıp açık olsun ister gizli 2 yıllık süre ayıbın görülmesiyle değil malın alıcıya devriyle başlar.

TBK 231 de öngörülen süreler hak düşürücü süreler değil gerçek anlamda zaman aşımı süreleridir.



ALICI LEHİNE AYIPTAN DOĞAN HAKLAR: SEÇİMLİK HAKLAR:

Ayıptan sorumluluğun şartları (maddi şartlar, şekli şartlar) gerçekleştiği takdirde TBK 227 kısmen, sınırlı da olsa alıcıya 4 türlü seçimlik hak tanımıştır bunlar:

-Sözleşmeden Dönme
-Ayıp oranında satış bedelinden indirim talep edilmesi
-Satılanın ücretsiz olarak onarılması
-Satılan şeyin ayıpsız benzeri ile değiştirilmesi


Yukarıda belirtildiği gibi Kanunda alıcıya tanınmış olan seçimlik hakların kullanılması mutlak olmayıp bazı sınırlamalara tabi tutulmuştur bunlar:

1/a) Her şeyden önce, TBK m227/3 e göre satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.

1/b) Ayrıca durum alıcının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasını haklı göstermiyorsa satıcının talebi üzerine hakim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.

1/c) Aynı şekilde TBK 228/2 ye göre satılan alıcıya yükletilebilen bir sebep yüzünden yok olmuş başkasına devredilmiş veya şekli değiştirilmiş ise dönme hakkını kullanamaz.

1/d) Alıcı, ayıpla malı bilerek kullanmış veya tüketmiş ise ayıptan feragat etmiş sayılacağından bu halde de sözleşmeden dönemez.

1/e)Nihayet, birden çok maldan veya birden çok parçadan oluşan bir mal birlikte satılmış olup da bunlardan bazılarının ayıplı çıkması halinde dönme, sözleşmenin tümü için değil ilke olarak yalnız ayıplı mal veya parçalar hakkında söz konusu olur

1/f) Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakınsa, alıcı ya sözleşmeden döner ya da ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini ister.

SEÇİMLİK HAKLAR

1) Sözleşmeden Dönme

TBK 227/1 e göre alıcıya tanınmış olan seçimlik haklardan biri satılanı geri vererek sözleşmeden dönme hakkıdır.
 
Alıcı dönme hakkını dava açmadan tek taraflı irade beyanı ile  kullanır. Sözleşmeden dönme taraflar arasında bir tasfiye ve geri verme ilişkisi kurar. Dolayısıyla taraflar birbirlerinden daha önce almış olduklarını geri vermekle yükümlüdürler.

1/A) ALICININ BORÇLARI

1/aa) Alıcının satılanı geri verme borcu
1/bb) Alıcının elde ettiği yararları geri verme borcu
 

1/B) SATICININ BORÇLARI

1/aa) Satıcının satış bedelini faizi ile birlikte geri verme. yargılama giderlerini ödeme ve zararları giderme borcu

2) Ayıp Oranında Satış Bedelinden İndirim İsteme Hakkı

Alıcının satış bedelinden indirim isteyen tek taraflı irade beyanı satıcının hakimiyet alanına ulaştığı anda hüküm ve sonuçlarını kendiliğinden doğurur. Bunu satıcının kabul etmesine gerek yoktur.

Satış bedelinde yapılacak indirim hakkında üç hesaplama yöntemi vardır. Bunlar. mutlak yöntem. tazminat yöntemi ve nispi yöntemdir.

3) Satılanın ayıpsız benzeri ile değiştirilmesini isteme hakkı

TBK 227/1-4 e göre imkan varsa alıcı dönme veya indirim hakkını kullanacak yerde satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini satıcıdan isteyebilir. Bu hak daha çok çeşit özellikle de misli şey satışlarında söz konusu olur.

Buna karşılık parça satışlarında satılan mal belirli olduğu  ve bir benzeri de bulunmadığı için bu hüküm uygulanamaz.

4) Satılanın ücretsiz olarak onarılmasını isteme hakkı

Alıcı bütün giderleri satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz olarak onarılmasını isteme hakkına sahiptir. Ancak bunun içinde yapılacak giderin aşırı olmaması gerekmektedir.

TKHK'da da ücretsiz onarım isteme hakkı 11/2 de bahsedilmiştir.


AYIPTAN SORUMLULUĞU KISITLAYAN VEYA KALDIRAN ANLAŞMALAR

Ayıptan sorumluluğu düzenleyen hükümler düzenleyici hükümlerdir. Taraflar aralarında yapacakları bir sorumsuzluk anlaşmasıyla bu hükümlerin aksini kararlaştırabilirler bu bağlamda sorumluluğu arttırabilecekleri gibi ortadan kaldırabilir ya da hafifletebilirler.

Dolayısıyla satıcı veya alıcının kendi iş yerlerine astıkları tek taraflı bir sorumsuzluk anlaşması yeterli değildir.

Satıcı ağır kusurlu olduğu takdirde, sorumsuzluk anlaşması geçersizdir. TBK 221 bunu açık olarak hükme bağlamıştır.

MADDE 221- Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. 

Ağır kusur halinde 10 yıllık zaman aşımı süresi uygulanır.

14 Aralık 2016 Çarşamba

TÜKETİCİ KREDİLERİNDE MUACCELİYET KOŞULLARI VE KEFİLE ETKİSİ

Tüketici kredisi sözleşmelerinde tüketicinin kalan kredi borcunun tamamının muaccel hale gelmesi TKHK m,28 f,1 de düzenlemiştir, Bu maddedeki koşullar gerçekleştiğinde banka tüketiciden kredi borcunun tamamını ifa etmesini isteyebilecektir,
TKHK m29 f,1 esas alınırsa kredi borcunun tamamının muaccel hale gelmesi için aranan koşullar şunlardır;


1)Belirli süreli kredi sözleşmesi olmalıdır.
2)Bu sözleşmede taksitler ödenmediği takdirde kredi borcunun tamamının muaccel hale getirme hakkı saklı tutulmalıdır
3)Banka kredi sözleşmesinden doğan bütün edimlerini yerine getirmiş olmalıdır.
4)Tüketici birbirini izleyen en az 2 taksitin ödenmesinde temerrüde düşmüş olmalıdır. (Taksit ödemeleri için "belirli vade" kararlaştırıldığı için vadenin geçirilmesi ihtara gerek olmaksızın taksit borcunu temerrüde düşmesini sağlar)
5)Kredi verenin bu hakkını kullanabilmesi için tüketiciye en az otuz gün (30) süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması zorunludur.


Tüketici vadesinde ödemediği taksit borçları bakımından ihtara gerek olmadan temerrüde düşeceğine göre her bir taksit borcu bakımından temerrüt faizi de işlemeye başlayacaktır.
Temerrüt faizi taksit borcunun içerisinde yer alan ana para tutarı esas alınarak yürütülecektir. (tüketici kredilerine ilişkin yönetmelik m19 f3)

Tüketici otuz günlük süre içerisinde ödememiş olduğu birbirini takip eden iki taksiti ödemesi gerekli ve yeterlidir ancak temerrüt faizinin tamamını karşılayan ödeme yapmazsa banka TBK m100 f1 e dayanabilir.

TBK M.100 F.1; Borçlu faiz ve giderleri ödemede gecikmemiş ise kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir aksine anlaşma yapılamaz.

Yukarıdaki koşulların gerçekleşmesiyle birlikte kredi borcunun tamamı muaccel hale gelse bile kefil bakımından da muacceliyetin gerçekleştiği henüz söylenemez. Bunun için TBK m,593 f3 göz önüne alınmalıdır.

TBK M593 F3: Asıl borcun muaccel olması, alacaklı veya borçlunun önceden süre içeren bildirimde bulunmasına bağlıysa kefalet borcu için bu süre, bildirimin kefile yapıldığı tarihte işlemeye başlar.

Bu düzenleme asıl borcun muaccel hale gelmesi için asıl borçluya yapılan süre içeren bildirimin ayrıca kafilede yapılmasını gerekli kılmaktadır. Bildirimde yer alan bu süre kefil açısından kefilin bu bildirimden haberdar olduğu anda işlemeye başlayacaktır. Yani muaccel olan borcun tamamından kefilinde sorumlu olması isteniyorsa kredi müşterisine yapılan bu süre bildiriminin kefilede yapılması gerekmektedir. Ödemediği taksit borçları için kredi müşterisine otuz günlük süre verilmiş olmakla birlikte bu durumdan kefil haberdar edilmemişse otuz günlük sürenin geçmesine rağmen kredi borcunun tamamını ifa etmeyen borcu kefil açısından muaccel olmuş sayılmayacak kefilden kredi borcunun tamamına ilişkin bir talepte bulunulamayacaktır. buna rağmen kendisinden talepte bulunulan kefil, MUACCELİYET EKSİKLİĞİ SAVUNMASINDA bulunabilir.


Kredi borcunun tamamı muaccel olup bu borç bakımından temerrüt gerçekleştikten sonra gerçekleşen temerrüdün TTK m7 uyarınca kefile bildirilmesi gerekir. Aksi takdirde kefil kredi borcunun tamamı için işleyen temerrüt faizinden sorumlu olmaz.

TTK M7 F1: Ancak, kefil ve kefillere taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez.

Görülüyor ki TKHK m28 f1 uyarınca yapılan süre bildiriminden TBK 590 f3 uyarınca kefilin haberdar edilmesi gerekliliğinden başka kredi müşterisinin temerrüde düşmüş olduğunun da kefilin haberdar edilmesi gereklidir. Aksi takdirde kefil bu borç için işleyen temerrüt faizinden sorumlu tutulamayacaktır.

25 Aralık 2014 Perşembe

BORÇLAR KANUNU ZAMAN AŞIMI

                                         ZAMAN AŞIMI

Bazı hallerde bir hak bir süreye bağlı olarak mevcuttur. Sürenin bitiminde hak sona erer. Bu hallerde süreye bağlı hak söz konusu olur. Bazı hallerde de hakkın sona ermesi sadece zamanın geçmesinden değil, belirlenen süre içinde hak sahibinin hareketsiz kalması yüzündendir. Bu halde hak düşürücü süreden bahsedilir.
Hâkim hak düşürücü süreyi kendiliğinden göz önüne alabildiği halde, zamanaşımını kendiliğinden göz önüne alamaz. Zamanaşımı süresinin işlemesinin durması veya kesilmesinin mümkün olduğu hallerde hak düşürücü sürenin işlemesi durmaz veya kesilmez. Sözleşme zamanaşımına uğramaz, bu sözleşmeden doğan borçlar için zamanaşımı söz konusu olabilir.
Zamanaşımının Dayandığı Esas
Zamanaşımına dayanmaktan önceden feragat olunamaz, zamanaşımı süreleri değiştirilemez. Zamanaşımının ileri sürülmesini güçleştiren, örneğin zamanaşımını kesen veya durduran yeni sebepler kabul eden sözleşmeler de kanunun ruhuna aykırı oldukları için hükümsüzdür. Borçlar kanunu bu sürelerin değiştirilemeyeceğini 3. bölümünün ikinci ayrımında belirtilen süreler için kabul etmektedir. Zamanaşımı sürelerinin değiştirilebildiği hallerde ise, kararlaştırılan sürenin TBK m. 146’daki 10 yıllık süreyi aşmaması gerekir.
Zamanaşımı borcu sona erdirmez, borçluya bir def’i imkânı sağlar. Bu def’i ileri sürülmedikçe hâkim zamanaşımını kendiliğinden göz önüne alamaz, hatta borçluya hatırlatamaz. Borçlunun zamanaşımına uğramış borcu yine de ifa etmesi, geçerli bir borcun ifası olacağından, bir bağış sayılamayacağı gibi, alacaklı için sebepsiz zenginleşmeye yol açan bir borç olmayan şeyin ifası da değildir.
Zamanaşımının Şartları
1. Alacağın Zamanaşımına Tabi Olması
Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça her alacak 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Bununla birlikte, aynı borç ilişkisinden doğmuş alacaklar farklı zamanaşımına tabi olabilir

2. Zamanaşımı Süresinin Geçmesi
Alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresini; bu sürenin başlangıç tarihini ve sürenin nasıl hesaplanacağını; zamanaşımını durduran veya kesen bir sebep bulunup bulunmadığını tespit etmek gerekir. Bir sözleşmedeki her alacağın ayrı ayrı göz önüne alınması gerekir.
a. Zamanaşımı Süreleri

*Normal zamanaşımı süresi 10 yıldır. Kanunda başka bir süre belirtilmiş olmadıkça her alacak bu süreye tabidir. 10 yıldan uzun zamanaşımı süreleri de mevcuttur: taşınmaz yapının ayıplı olmasında satıcının ağır kusuru varsa mülkiyetin geçmesinden itibaren 20 yıllık zamanaşımı ve gene taşınmaz yapının inşasında yüklenicinin ağır kusuru varsa teslimden itibaren yine 20 yıllık zamanaşımı ve ceza zamanaşımınınzamanaşımı haksız fiilden doğan zararı tazmin davasında söz konusu olur.
**TBK m. 147’ye göre 5 yıllık zamanaşımına tabi olacaklar şunlardır:
·         Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler
·         Şayet kira bedeli devri olarak değil de toptan ödenecekse veya faizler ana paraya eklenerek ödenecekse, bu alacaklar normal zamanaşımına tabi olurlar.
·         Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri
·         Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar
·         Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar
·         Vekalet, komisyon ve acentelik sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar
·         Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan haklar
b. Sürenin Başlangıcı ve Hesabı
Zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu zamandan itibaren işlemeye başlar. İade borçları, ancak saklama veya vekalet sözleşmesi sona erince doğar. Geciktirici koşula bağlı alacaklarda, alacak koşulun gerçekleşmesi ile doğar ve zamanaşımı bu tarihten itibaren işler. Borca aykırılık halinde tazminat alacağının zamanaşımı, bu alacağın doğduğu andan itibaren işlemeye başlar.
Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak 2 yılın, her halde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Zamanaşımının işlemeye başlaması için alacaklının alacağının muaccel olduğunu hatta alacağı bulunduğunu bilmesi gerekli değildir. Fakat haksız fiilden doğan tazminat alacağında ve sebepsiz zenginleşmede iade talebinde 2 yıllık zamanaşımının işlemeye başlaması için alacaklının bazı hususları bilmesi aranmıştır. Zamanaşımı hesaplanırken, zamanaşımının başladığı gün hesaba katılmaz. Zamanaşımı ancak sürenin son gününün geçmesi ile tamamlanmış olur. Eğer zamanaşımı süresinin son günü kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, zamanaşımı, tatili takip eden ilk iş günü sonunda tamamlanmış olur.
c. Zamanaşımının Durması
TBK 153’te gösterilen sebeplerden biri, zamanaşımın başlayacağı sırada mevcutsa, zamanaşımı işlemeye başlamaz; zamanaşımı işlerken ortaya çıkarsa zamanaşımı işlemeye devam etmez. Sebep devam ettikçe zamanaşımı işlemez ve sebep ortadan kalkınca, zamanaşımı kaldığı yerden işlemeye başlar. İşlemeye başlama, durdurma sebebinin ortadan kalktığı günün bitmesi ile olur.
Bu durumlar şunlardır:
·         Velayet süresince çocukların ana ve babalarından olan alacakları için
·         Vesayet süresinde, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle devletten olan alacakları için
·         Evlilik devam ettiği sürece eşlerin diğerinden olan alacakları için
·         Hizmet ilişkisi süresince ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için: Fiili hizmet ilişkisi yeterlidir. Hükmün uygulanması için alacağın hizmet ilişkisinden doğmuş olması şart değildir. Ev hizmetlisinin, işverene karşı hizmet ilişkisi dışında bir sebeple sahip olduğu alacak bakımından da zamanaşımı ilişki süresince işlemez.
·         Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece
·         Alacağı Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânı bulunmadığı sürece
·         Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece
d. Zamanaşımının Kesilmesi
Zamanaşımının kesilmesinden maksat, kanunen belirli bazı olayların gerçekleşmesi üzerine, işlemekte olan zamanaşımının işlemiş kısmının hiçbir etkisinin kalmamasıdır. Zamanaşımını kesen olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Bunlar:
·         Zamanaşımını kesen, borçlunun fiilleri, borçlunun borçlu olduğunu kabullendiğini gösteren irade açıklamalarıdır. Bu hususu kanun, borçlunun borcu ikrar etmesi olarak ifade etmiştir. Örtülü olarak da olabilir, örneğin borçlunun faiz ödemesi, kısmi ifada bulunması, rehin vermesi, kefil göstermesi zamanaşımını keser. Bu fiillerin borçlunun onayı ile üçüncü bir kişi tarafından yapılması da aynı sonucu doğurur. Alacaklıya yöneltilmeyip de bir üçüncü şahsa yapılacak bir beyan, ikrar sayılmaz.
·         Zamanaşımını kesen, alacaklının fiilleri, alacaklının alacağını talep bakımından yaptığı adli işlemlerdir. Alacaklı, alacağı için mahkeme veya hakeme dava veya def’i yolu ile başvurunca, icra takibinde bulununca, iflas masasına başvurunca zamanaşımı kesilir. Ancak usulüne uygun şekilde açılmayan bir dava veya ileri sürülen def’i zamanaşımını kesmez. Bu durumda, zamanaşımının dava sırasında tamamlanması halinde 60 günlük ek süre söz konusu olur. Şayet zamanaşımı, dava veya def’i usul yönünden reddedildikten sonra tamamlanmışsa, alacaklı ek süreden faydalanamaz.
 ·         Zamanaşımını kesen, adli fiiller, bir dava açılması veya def’i kullanılması ile zamanaşımı kesildikten sonra, davanın devamı sırasında iki tarafın yargılamaya ilişkin her işlemi ve hâkimin her emir ve hükmü ile zamanaşımı yeniden kesilmiş olur. Keza icra takibi ile zamanaşımı kesildikten sonra, takibe ilişkin her işlem zamanaşımını yeniden keser.
Zamanaşımı kesildikten sonra işleyecek yeni süre, kural olarak eski sürenin aynıdır. Ancak borçlunun borcunu bir senette ikrar etmesi veya alacağın bir hükümle sabit olması hallerinde, zamanaşımını kesen bu ikrar veya hükümden itibaren işleyecek yeni süre daima 10 yıldır.
e. Zamanaşımının Kesilmesinin Borçludan Başka Kişilere Etkisi
Kural olarak zamanaşımının kesilmesi ancak borcunu ikrar eden veya adli işleme muhatap olan borçluya karşı hüküm ifade eder. Fakat TBK m. 155 bu prensibe üç bakımdan istisna koymuştur:
·         Bir müteselsil borçluya karşı kesilen zamanaşımı diğerlerine karşı da kesilmiş olur
·         Bölünemeyen bir borcun birlikte borçlularından birine karşı kesilen zamanaşımı diğerlerine karşı da kesilmiş olur
·         Asıl borçluya karşı kesilen zamanaşımı kefile karşı da kesilmiş olur. Fakat kefile karşı kesilen zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilmiş olmaz.
Zamanaşımının Hükümleri
Zamanaşımı, borçluya ifadan kaçınmak hususunda bir def’i hakkı sağlar.
Üçüncü bir kişi zamanaşımına uğramış bir borca kefil olursa, asıl borcun zamanaşımına uğradığını biliyorsa, kendisi bakımından zamanaşımına dayanmaktan feragat etmiş olur. Aslında üçüncü kişi böyle bir davranışla bir kefaletten çok borçlunun borcunu ödeyeceğini taahhüt etmektedir. Şayet üçüncü kişi kefil olurken asıl borcun zamanaşımına uğradığını bilmiyorsa, borcu ödemesi istenince zamanaşımı def’ini öne sürebilir.
İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın alacağı zamanaşımına uğramış olsa dahi, o kimse bu alacağa dayanarak ödemezlik def’ini ileri sürebilir. Alacak zamanaşımına uğrasa bile, bu alacağı teminat altına alan taşınır rehni devam eder ve alacaklı cebri icra yolu ile rehni paraya çevirebilir.
Alacak zamanaşımına uğramış olsa bile, takas hakkının doğduğu anda henüz zamanaşımı tamamlanmış değil idiyse, takas yolu ile elde edilebilir.
Def’i hakkını kullanmak borçlunun arzusuna kalmıştır. Hâkim zamanaşımını kendiliğinden göz önüne alamaz. Borçlu, zamanaşımından feragat etme hakkına sahiptir. Zamanaşımı def’ini kullanmaktan feragat, borçlunun ikrarı ile zamanaşımının kesilmesinden farklı olarak sadece feragatte bulunan borçlu bakımından hüküm ifade eder. Borçlunun feragat hakkını kullanabilmesi için, fiil ehliyeti ve tasarruf ehliyetinin bulunması aranır.
Ömür boyu gelir ve benzeri dönemsel edimlerde, alacağın tamamı için zamanaşımı, ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlar. Alacağın tamamı zamanaşımına uğramışsa, ifa edilmemiş dönemsel edimler de zamanaşımına uğramış olur.
Zamanaşımı Def’ini İleri Sürme Hakkının Kötüye Kullanılması
Alacaklının dava açmasına engel olmak için onu oyalayacak hareketlerde bulunmak suretiyle zamanaşımı süresine geçirten borçlu; karşılıklı ifa veya iade ilişkilerinde karşı taraftan ifa veya iade isteyenin kendi borcunun zamanaşımına uğradığı savunması ile kendi edimini ifa veya iadeden kurtulmak istemesi durumları zamanaşımı def’ini kullanma hakkının kötüye kullanımına örnek teşkil eder. Böyle durumlarda zamanaşımı def’i göz önüne alınmaz.







16 Aralık 2014 Salı

BORÇLAR HUKUKU BORCUN İFA EDİLMEMESİ KAVRAMINA GİREN DURUMLAR

BORCUN İFA EDİLMEMESİ KAVRAMINA GEREN DURUMLAR


I- BORÇLUNUN SORUMLU OLDUĞU İFA İMKANSIZLIĞI

1- İfa imkansızlığı


Öncelikle hatırlayalım: imkansızlık 2 türlüdür;
        -Sözleşme kurulması anında ifa imkansızlığı ( Sözleşme batıldır)
        -Sözleşme kurulmasından sonra doğan ifa imkansızlığı
                        -Kusurlu ifa imkansızlığı
                        -Kusursuz ifa imkansızlığı
KONUMUZA DÖNELİM:

Borçlunun sorumluğu olduğu ifa imkansızlığından bahsedebilmemiz için borçlu kendi kusuruyla ifayı imkansız hale getirmelidir. 
        ÖRNEK : Satım sözleşmesinde sözleşme anında at canlı ve sözleşme yapıldıktan sonra at borçlunun kusurlu davranışıyla ölüyor yani sözleşme sonrasında borçlu kusuruna dayanarak bir ifa imkansızlığı vardır, burada borçlu alacaklının doğan zararını tazmin etmelidir.

Bu bakımdan, kanunda ayrıca düzenlememiş her türlü borca aykırılıkta alacaklının zararını tazmin yükümü getiren TBK. m. 112 genel hükme tabiidir.
        
         TBK. m. 112 "Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür."

Eğer, borçlu imkansızlıktan sorumlu değilse, TBK. m.136 hükümlerine göre borcundan kurtulur.

          TBK. m. 136/1 "Borcun ifası  borçlunun sorumlu tutulamayacağı  sebeplerle imkansızlaşırsa, borç sona erer"

Öğretide ki tartışma konusu:
Mesela: Badanacı Hasan bedel konusunda anlaştığı Mehmet'in evini boyamayı taahhüt etmiştir. İşin yapılacağı günden önce Hasan daha iyi bir müşteri bulduğu düşüncesi ile Mehmet'i arayıp işten vazgeçtiğini söyleyerek telefonu kapatır;
      Baskın görüş: Mehmet vadeye kadar bekleyerek hasanı  temerrüde düşürmesi ve daha sonra usulüne uyarak TBK. m. 125 uyarınca "ifadan vazgeçme ve tazminat" talebini veya sözleşmeden dönerek tazminat talebini bildirmesi gerekecektir. Bana karşılık Hasanın telefondaki talebi bir imkansızlık sayılırsa o anda TBK m.112 uyarınca boyama borcu sona ermiş ve yerine Mehmetin olumlu (müspet) zararının tazmini borcu doğmuştur.[ Yargıtayın kabul ettiği görüş imkansızlık sayılmasıdır]

Kısmi imkansızlığa gelince:  Kural olarak alacaklı kısmi ifayı kabule mecbur değildir(TBK 84) borcun bütününün ifası mümkün olmadığı gerekçesiyle, imkansızlık hükümlerinin uygulanmasını isteyebilir.

 ÖRNEK: 5.000 metrekare alanda inşaat yapacağını taahhüt eden müteahhit hasan izin almaya gittiğinde o alanda 1.000 metrekare alanda inşaat yapılabilir izni çıkmıştır, Eğer taraflar böyle bir imkansızlığı bilselerdi sözleşmeyi yapmayacak olsalardı sözleşmeyi bitirebilirlerdi.


DİKKAT EDİLMELİDİR Kİ imkansızlık borcun doğumuna engel oluyorsa, ifa imkansızlığı değil, borç ilişkisinin hükümsüzlüğü söz konusu olur.

II- İFADA GECİKME VE BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ

1) Gecikmenin temerrüt veya imkansızlık yaratması

İfası mümkün ve muaccel olan bir borcu zamanında ifa etmeyen borçlu, ifada gecikmiş durumdadır.
Bu bazı şartların gerçekleşmesi halinde borçlu temerrüdü olarak nitelendirilir.Buna karşılık ifa zamanının geçmiş olması bazen bundan sonra ifa imkanını ortadan kaldırabilir, bu halde borçlu temerrüdü olmaz, ifa imkansızlığı söz konusu olur. Bir borç için tayin edilen ifa zamanı borcun ifasının gerçekleştirilebileceği yegane bir zaman parçasını ifade ediyorsa bu zamanın geçilmesi halinde borcun ifası imkansızlaşmış olur. ÖRNEK: Volkan demirelin eldivenlerini çıkarıp oynamamak istemesi bir borcun ifasının imkansızlığı örneğidir, demirel temerrüde düşmemiştir.

Bu nedenle her gecikmiş ifa borcu temerrüde yol açmaz her şeyden önce gecikmiş ifanın mümkün olması gerekir, ifanın mümkün olduğu hallerde de temerrüt için bazı şartların da gerçekleşmesi gerekir.

2) Borçlu temerrüdünün şartları

Borçlar kanunumuzun 117 maddesi temerrüdün şartlarını ifade etmiştir. Biz kısaca değinelim...

         a) Borcun muaccel olmasın rağmen ifa edilmemesi
Borçlunun muaccel borcu haklı bir nedene dayandırmaksızın ifa etmemesi
Ancak borç muaccel olmasına rağmen, borçlu alacaklının ifa talebine karşı bir defi hakkına sahip bulunduğu takdirde borçlunun bu defi kullanması temerrüde engel olur.
        "Kullanılan defi kullanıldığı tarihten değil, defi hakkının şartlarının gerçekleştiği andan itibaren hüküm ifade eder" hocamız böyle kabul etse de bizim görüşümüz, defi kullanıldığı tarihten itibaren hüküm ifade edeceğidir.

         b) Alacaklının İhtarı
Kanun borçlunun temerrüde düşmüş olması için borcun muaccel olmasını yeterli bulmamıştır ve kural olarak alacaklının, borcu muaccel olan borçluya borcu ödemesini ihtar etmesini aramaktadır.
        -İhtar hüküm ifade ettiği anda borçluyu temerrüde düşürür.
        -İhtar uygun yer ve zamanda yapılmalıdır,
        -İhtar alacaklı veya yetkili temsilcisi tarafından yapılmalıdır,
        -İhtar borçluya veya ihtarı kabul eden yetkili temsilcisine, şayet borçlu ehliyetsizse kanunu temsilcisine yapılmalıdır.
        -İhtarda bir süre tanınmış ise, sürenin sonunda, bir şarta bağlanmış ise şartın gerçekleşmesi üzerine, borçlu temerrüde düşer.
         -İhtarda süre belirlenmemiş ise tebliğ yapıldığı andan itibaren borçlu temerrüde düşer.

        bb) İhtara gerek bulunmayan haller
-Borcun ifa edileceği gün tarafların anlaşması ile belirlenmişse ihtara gerek yoktur.
Bu hususta Roma hukukundan gelen Dies interpellat pro homine, tarih insan yerine ihtar eder esası uygulanır.

DİKKAT:  İhtara gerek bulunmaması için tarafların kesin bir gün belirlemeleri gerekir, yaklaşık bir vade kararlaştırılmışsa örneğin bir borcun bağ bozumu başlangıcında ifa edilmesi kararlaştırılmışsa vade belirli olmadığı için ihtara gerek vardır.

-Diğer bir husus: vade tayin edilmiş olmayıp, tarafların anlaşması bunun bir muacceliyet bildirimi ile belirlenmesi hakkını taraflardan birine vermiş ise, muacceliyet bildirimi belirlenen vadede borcunu ifa etmeyen borçlu ihtara lüzum olmaksızın temerrüde düşer.
-Borçlar kanunumuzun 117. maddesi 2. fıkrasında " ihtar yapılmasının dürüstlük kuralına göre beklenmeyeceği hallerde de borçlu ihtara gerek kalmadan temerrüde düşeceği kabul edilir"

Örneğin: borcun ifa edilmesi zamanını alacaklı değil borçlu bilmek zorunda ise zamanında ifasını yerine getirmeyen borçlu ihtara gerek kalmadan temerrüde düşmüş sayılır ve yine borcunu ifa etmeyeceğini açıkça beyan eden borçluya ihtar yapılmasının faydasız olduğu anlaşılan durumlarda ihtar yapılmasını aramak gereksizdir.

         c) Borcun ifasının mümkün olması
Yukarıda da belirttiğimiz gibi borcun ifası mümkün değilse temerrütten bahsedilmez borcun sona ermesinden bahsedilir, tazminat borcu olup olmadığı araştırılır.

Eğer ki borcun ifasının mümkün olmaması yani imkansızlık borçlu temerrüde düştükten sonra meydana gelirse imkansızlığa kadar geçen devre için temerrüt hükümleri uygulanır.
   
          d) Alacaklının ifayı kabule hazır olması
Borçlunun temerrüde düşmesi için alacaklının ifayı kabule hazır olması gerekir şayet alacaklı temerütte ise borçlu temerüddünden söz edilmez. Mesela aranılacak borçlarda, alacaklı borçluya borcun ifasını ihtar etmiş olmasına rağmen edimi almaya gelmezse, borçlu temerrüde düşmez

          e) Borçlu temerrüdünde kusurun rolü
Borçlunun temerrüde düşmesi için ayrıca kusuru şart değildir. İfanın gecikmesinde borçlunun kusurunun bulunup bulunmamasının önemi yoktur. Fakat temerrüdün bazı sonuçları borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olmasına bağlıdır;
                        -Temerrüt yüzünden gecikme tazminatı
                        -Karşılıklı sözleşmelerde bir tarafın temerrüdü halinde ifa yerine kanunun öngördüğü tazminatın
                        -Karşılıklı borç içeren sözleşmelerde temerrüt yüzünden sözleşmeden dönme halinde tazminatın

istenebilmesi için borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olması gerekir.

     

3) Borçlu temerrüdünün sona ermesi

-Temerrüde düşmüş olan borçlu, sonradan borcunu ifa ederse borçla birlikte temerrüt sona erer.

-Borcun ifa dışında sona ermesi özellikle borcun imkansızlaşması halinde de temerrüt sona erer.

-Alacaklı ile borçlunun yapacağı bir tecil (erteleme) anlaşması da temerrüdü sona erdirir.

-Borçlunun temerrüdü devam ederken borçlu lehine bir def'i ortaya çıkar ve borçlu bu def'i ileri sürerse, def'in ileri sürülebilme şartlarının gerçekleştiği andan itibaren sona erer. ( Bizce defi ileri sürüldüğü andan itibaren temerrüdü sonra erdirir.)

15 Aralık 2014 Pazartesi

BORÇLAR HUKUKU HÜKMEDİLECEK TAZMİNAT KONUSU

                               HÜKMEDİLECEK TAZMİNAT

a) Genel Olarak

           Borçlu sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden dolayı alacaklının uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.
            
                  -Tazminatın tarzını ve miktarını taraflar karşılaştırmış olabilirler.
                  -Tarafların anlaşması yoksa, tazminatın tarzını ve miktarını hakim tayin edecektir.
                  (http://hukukogreti.blogspot.com.tr/2014/12/borclar-hukuku-zarar.html)

                   -Zararı aşan bir tazminat söz konusu olamaz; meğer ki kanun zarara bağlı olmaksızın bir götürü tazminat esasına yer vermiş olsun.


ÖRNEĞİN: Para borçlarında borçlu temerrüdü halinde gecikme tazminatı ifade eden temerrüt faizi alacaklının zararı daha az olsa da ödenecektir.

Esas olan tam tazmin ilkesidir, ne kadar zarar varsa okadar tazmin edilmelidir, ancak bazı durumlarda zarar tazminden fazla olabiliyor.
Örneğin; Bir kimse izinsiz olarak fikri ve sinai hakları ihlal durumunda eğer sözleşme yapılsa idi sözleşme bedelinden olan kazancın 3 katı kadar tazmin olunur.

    - CEZAİ ŞART HERHANGİ BİR ZARAR OLMASA BİLE TALEP EDİLEBİLİR.

Tazminat konusunda hükümler TBK 51 ve devamındadır, ve genellikle TBK 114/2 kıyasen uygulanır.



Daha öncede belirttiğimiz gibi tazmin zarardan az olabilir; TBK 114/2 kıyasen uygulanacak haksız fiil tazminatı kurallarına göre borçlunun kusur derecesi gözönüne alınarak, hakim tazminat miktarını belirler ayrıca, hakim "işin özel niteliği" dikkate alarak ve özellikle "iş borçlu için bir yarar sağlamıyorsa" tazminat miktarı daha düşük olarak tayin edecektir.


B) YAPMA BORÇLARINDA

TBK 113 fıkra 1: " Yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir"

  Yani: Alacaklı dilerse, yerine getirilmemiş bir yapma borcunun borçlusuna karşı ifa davası açar ve ilamı icraya koyar, borçlu borcunu ifa ederse sorun kalmaz;
  İfa etmezse, artık yeni bir ilama gerek yoktur İc. İf. K. m, 30 a göre alacaklının zararı tazmin edilir, yani işin başkasına yaptırılması masrafları borçludan tahsil edilir.
         - Alacaklının bu masraf dışında borçlunun borcu ifa etmemiş olmasından doğan zararı varsa, borçlu bu zararı da tazmine mecburdur.

c) YAPMAMA BORÇLARINDA

BK 113 2, fıkrasına göre; " yapmama borcuna aykırı davranan borçlu, bu aykırı davranışının doğurduğu zararı gidermekle yükümlüdür"

    yapmama borçuna örnek: Özellikle otellerde manzarayı kapatmama borçu.


-)ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN ZARARINI TAZMİN


KURAL OLARAK: Borç ilişkisi alacaklı ve borçlu arasında bir bağ teşkil ettiği  fikri, üçüncü kişinin zararının tazmininin borçludan istenmesine engel oluşturur. Mesela, Mehmet'in Hasan'dan belli bir miktar para alacağı vardır ve bu alacağı ile bankaya olan kredi borcunu kapatacaktır, hasan borcunu ifa etmediği için, Mehmet'de bankaya olan kredi borcunu ödeyememiş ve banka zarara uğramıştır banka bu zararı hasandan tazmin edemez.   


    Eğer üçüncü kişi yararına bir sözleşme veya üçüncü kişiyi korucuyu etkili sözleşme söz konusu olursa zarar tazmin edilebilir;


    Bazı hallerde kanun, bir sözleşmeye taraf olmayan kimselere, borçlunun sözleşmeye aykırı davranışından dolayı uğradıkları zararı için borca aykırılık esaslarına uygun tazminat isteme hakkı tanımıştır; Örneğin: işçinin ölümü üzerine yakınlarının destekden yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talepleri.


-)Sözleşmeden doğan sorumlulukla haksız fiil sorumluluğunun yarışması(telahuku)

Basit bir anlatışla: Hekimin, kusurlu bir davranışı ile hastaya zarar vermesi sonucu zarara uğrayan hasta haksız fiile ya da sözleşmeden doğan sorumluluğa dayanak tazminat davası açabilir.


Mağdurun hangi sorumluluk esasına dayanabileceği sorusu ile karşılaşılır.

Zarar gören alacaklı aksini istemezse, başka esasa dayanıyorum demezse, kanunda aksi görülmeyen hallerde zarar görene en iyi giderim sağlayan seçenek uygulanır.


-) Sözleşmeden Dönme

Öncelikle hatırlayalım: Borçlu temerüdde düştüğünde alacaklının kazandığı haklar:

1) Gecikmiş ifayı isteme
2) İfadan vazgecip tazminat isteme
3) Sözleşmeden Dönme

Genel olarak: Sözleşme tarafları bağlar, sözleşme sona erdirme hakkı taraflardan birine anlaşılarak verilebilir veya sözleşme dönme hakkı kanundan doğan bir hak olabilir( Alacaklı temerrüdü), böyle bir hak olmasına rağmen sözleşmeden dönülürse, haksız fesih olur ve sözleşme ayakta kalmaya devam eder.


11 Aralık 2014 Perşembe

BORÇLAR HUKUKU TEMEL KAVRAMLARI

TEMEL KAVRAMLAR

Dar anlamda borç:

Borç ilişkisi, borçlunun yükümlülüğü

Geniş Anlamda borç

Borçlunun borcunun konusuna denir. Borçlunun yerine getirmekle yükümlü olduğu davranıştır. (Özen borcu ve ayıba karşı tefekkül borcu dahil)

Edim

Borçlunun borucunun konusuna denir. Borçlunun yerine getirmekle yükümlü olduğu davranıştır.Verme, yapma veya yapmama gibi olarak tezahür edilir.

               -Davranış biçimi açısından olumlu(müsbet) edim-olumsuz (menfii) edim

OLUMLU EDİM: bir şeyi verme veya yapma ise
OLUMSUZ EDİM: Birşeyi yapmama

    Türüyle belirlenen edimler-Seçimle belirlenen edimler

a) Tür ( Nevi) borcu- parça borçu ayrımı:

Verme borcunun konusu olan edim özel niteliklerine göre yeter derecede belirlenmiş bir şey ise, parça borcundan, borcun konusu ferden değil de sadece cins (türü) belirtilmek suretiyle miktar olarak belirtilmişse tür borcundan söz edilir.

Basit bir örnek: Kolumdaki saat, 52 HMA 34 plakalı araç'ın bir borca konu olması durumunda parça borcuna; on ton pamuk, bir kilo portakal, 20 kilo fındığın bir borca konu olması durumda tür borcundan söz edilir.

Seçimlik Borçlar: 

Borcun konusu birden çok edim teşkil edip de bunlardan yalnız seçilecek birisi veya birkaçı ifa edilecekse seçimlik borçtur.

Ani edimler:

Borcun ifası sırasında alacaklının ifaya olan çıkarının zaman birimiyle ölçülemeyecek bir an içinde gerçekleşmesi durumunda ani edim ortaya çıkar. ( Alım satım Sözleşmesi )

Sürekli Edimler;

Borçlunun borcunu zaman içinde sürekli bir davranışla ifa edebildiği hallerde söz konusu olur. Yapmama borçları genellikle böyledir.

Aralıklı ve Dönemli Edimler;

Borçlunun zaman içinde düzenli olan veya olmayan aralıklarla borcunu ifa etmesi gereken hallerde araklı edimden söz edilir. ( Borcun bir kısmının muaccel olması örnek gösterilebilir.)

Edim Yükü İçermeyen Borçlar;

Verme, yapma veya yapmama borcu dışında kalan özen borcu ve davranış borcu olarak ifade edilir. Yalnızca ihlal edildiği takdirde bu borçlar bir anlam taşırlar. ( Bu borçlarda temerrüde düşmek, imkansızlığa uğramak, ifasını talep etmek veya zorlamak da söz konusu olamaz )

Alacak hakkı ve talep

Alacaklının alacağını isteme yetkisine talep hakkı: alacaklıya, borçludan edimi yerine getirmesini isteme yetkisini sağlayan hakka alacak hakkı denir. Vadeye bağlı borçlarda talep hakkı ancak vade gelince doğar ancak vadeden önce alacak yine mevcuttur.

Eksik Borç

Kanunun tam olarak geçersiz saymadığı ancak dava hakkı da tanımadığı borçlardır. ( Kumar ve bahisten doğan borçlar, evlenme tellallığından doğan borçlar gibi )

Borçlar Hukukuna Hakim Olan İlkeler

 İrade Serbestisi Prensibi dahilinde sözleşme yapma özgürlüğü, sözleşmenin konusunu belirleme ve düzenleme özgürlüğü ile borç ilişkisinin nisbiliği ilkesi mevcuttur.

Borcun Kaynakları

İradeye bağlı olarak: hukuki işlemler ve haksız fiiller
İradeden bağımsız olarak: sebepsiz zenginleşme, kanuni yükümlülükler

Culpa in Contrahendo Sorumluluğu

Sözleşme görüşmeleri sırasındaki kusurlu davranışı ifade eder. Bu görüşmeler sırasında tarafların dürüstlük kuralı uyarınca birbirlerine zarar vermeme konusunda gerekli özeni gösterme, birbirlerini aydınlatma yükümü altına girdikleri düşünülür.Sonradan sözleşmeden vazgeçilmesi, sözleşmenin geçersiz olması bu sorumluluğu önlemez.

Sözleşmenin art etkisi- Culpa post pactum

Mevcut sözleşme sona erdikten sonra da, kurulan yakınlığın sebebiyet verebileceği kusurlu davranışları ifade eder. Yanlızca, tarafların sözleşmeden sonra birbirine zarar vermeme yükümlülüğünden ibarettir.  ( Satın almadan sonra dükkandan çıkarken yagan zemin sebebiyle düşüp yaralanma, vekalet sözleşmesi sona erdikten sonra sır saklama yükümlülüğü örnektir )

Üçüncü Kişiyi koruyucu etkili Sözleşme

Bir borç ilişkisinin kurulmasında taraflardan birinin yakınları, diğer tarafın borca aykırı davranışından zarar görürse ve borca aykırı davranan taraf, diğer tarafın yakınlarının da bundan zarar göreceğini bilebilecek durumda ise, bunlara karşı da borca aykırılık hükümlerinin geçerli olması gerektiğini kabul eden teoridir.

Edim Yükünden Bağımsız Borç İlişkileri

Bu teori, davranış yükümlülüklerinin, somut bir edim yükümlülüğü içermekle kalmayıp, mevcut sözleşmenin geçerli olup olmamasından, hatta bir sözleşmenin varlığından da bağımsız olduğu şeklindedir. ( işine bırakmak için kendisini arabasına alan arkadaşının yaptığı trafik kazası sonucu yaralanan kişi, sadece yağmurdan kaçmak amacıyla girdiği mağzada kaygan zemin nedeniyle düşüp yaralanan kişi, uğradığı zararın tazminini borca aykırılık hükümlerine göre isteyebilir )

Fiili Sözleşme İlişkisi

Sözleşme yapmak ve böylece karşı bir edim borçlanmak şartıyla kamuya sunulan hizmetlerden yararlanan kişi, gerçekte bir sözleşme yapmak istemeksizin karşılıksız olarak bu hizmetten yararlanmış olsa bile, dürüstlük kuralı uyarınca fiilen kurulmuş olan bir borç ilişkisi ile bunun bedelini borçlanmış sayılacaktır ( otoparka aracını bırakan sürücü, toplu taşıma aracına binen yolcunun durumu )

ALACAKLININ TEMERRÜDÜ

ALACAKLI TEMERRÜDÜ

“Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa temerrüde düşmüş olur. Alacaklı müteselsil borçlulardan birine karşı temerrüde düşerse, diğerlerine karşı da temerrüde düşmüş olur.” TBK m. 106

Alacaklı temerrüdünün iki temel şartı bulunur: Alacaklının kaçınması, kaçınmanın haklı bir sebebe dayanmaması.


1. Alacaklını Kaçınması



a. İfayı Kabulden Kaçınma

Borcun miktar, vasıf, yer ve zaman bakımından borca uygun olarak arz edilmesi gerekir. Zaman bakımından uygunlukta borcun vadesi değil, ifa edilebilir olma zamanı önemlidir.
 

Usulüne uygun arz borçlu tarafından yapılabileceği gibi, üçüncü şahıs tarafından ifa edilebilecek borçlarda, üçüncü şahıs tarafından da yapılabilir. Alacaklı böylece üçüncü şahıs tarafından arz edilen ifayı reddetmekle borçluya karşı alacaklı temerrüdüne düşer. Yine uygun arz, alacaklının temsilcisine de yapılmış olabilir, temsilcinin reddi, alacaklıyı temerrüde düşürür.
Borçlu kendisine düşen her şeyi yapmış, ifanın gerçekleşmesi sadece alacaklının davranışına kalmış olmalıdır.
Bununla birlikte, sözleşme ile bağlı olmadığını iddia eden alacaklıya karşı sadece sözlü teklif yeterlidir.
b. İfanın Gerçekleşmesi İçin Gerekenleri Yapmaktan Kaçınma
İfanın gerçekleşmesi için, alacaklının sadede kabulü değil, ifa hazırlıklarına da katılması gerekip de alacaklı bu şeyleri yapmaktan kaçınırsa, bu takdirde de temerrüde düşer. Alacaklının yapması gereken şeyler için belli bir zaman tespit edilmiş ise, o zamanın geçmesi ile alacaklı temerrüde düşer. Aynı esas, alacaklının bir malı teslim almak üzere belirli bir tarihte bir yere gelmesi gerekirken alacaklının söz konusu tarihte malı teslim almaya gelmediği hallerde de uygulanır. Fakat alacaklı, borçlunun o tarihte esasen borcu ifa edecek durumda bulunmadığını ispat ederek, temerrütten kurtulabilir.
Ancak alacaklının yapması gereken şey için belli bir tarih tayin edilmiş değilse, borçlu, ifa hazırlığına katılmasını alacaklıya teklif ettikten sonra, alacaklı uygun bir zaman içinde buna uymazsa, temerrüde düşer.
2. Kaçınmanın Haklı Sebebe Dayanmaması
Burada önemli olan, usulüne uygun olarak arz edilen bir ifayı alacaklının kabul etmemekte haklı olabileceği hallerdir.
Örneğin malın tesliminde alacaklı (B) malı muhafaza edeceği depo henüz hazır değil ve (A) malı ifa zamanından önce arz etmek isterse (B) burada haklı sebep dayanarak malı kabul etmeyebilir ve temerrüde düşmez.
Alacaklı Temerrüdünün Sonuçları
Alacaklı temerrüdü alacağın sona ermesini gerektirmez . İstisnai hüküm olarak alacaklının kefilin ifa teklifini kabul etmediği durumda kefilin kefaletten kurtulacağı belirtilmektedir.
1. Alacaklı İçin Meydana Gelebilecek Zararlı Sonuçlar
a)-Alacaklının temerrüde düşmesi yüzünden, borçlu, borç konusu şeyi muhafazaya devam mecburiyetinde kalınca, bu şey bir zarara uğrarsa, borçlunun sorumluluğu azalır.
b)- Borç konusu şeyi, alacaklının temerrüdünden sonra muhafaza zorunda kalan borçlunun muhafaza için yaptığı masrafları, alacaklı, vekâletsiz iş görme hükümlerince ödeme yükümlülüğü altına girer.
c. Karşılıklı borçlar içeren bir sözleşmede, alacaklının kendi ediminin, alacağının ifası üzerine muaccel olacağı hallerde, bu alacaklının temerrüde düşmesinin onun borcunun muaccel olmasını sağlayacağı belirtilir. Bu sonuç ancak borçlunun, alacaklının temerrüdü halinde borçlu olduğu şeyi veya satış bedelini tevdi ederek borçtan kurtulması üzerine meydana gelebilir.
2. Borçtan Kurtulması İçin Borçluya Tanınan İmkânlar
a. Tevdi
Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir. Verme borçlarında söz konusu olmaktadır (para,kıymetli evrak gibi)
Tevdi yerini ifa yerindeki hâkim belirler, bununla birlikte ticari mallar hâkim kararı olmadan da bir ardiyeye tevdi edilebilir. Hâkim, borçlunun tevdi hakkı bulunup bulunmadığını incelemez, sadece tevdi yerini tayin eder.
Tevdi ile borçlu borcundan kurtulur. Borç sona erer ve kefalet, rehin gibi fer’i haklar da düşer. Bununla beraber, şayet mülkiyet geçecekse alacaklı tevdi edilen şeyi teslim alıncaya veya malı kabul ettiğini beyan edinceye kadar, malın mülkiyeti borçluda kalır.
Alacaklı tevdi edilen şeyi kabul ettiğini beyan etmiş veya tevdi bir rehinin sona ermesin sebep olmadıkça, borçlu tevdiden dönebilir. Burada önemli olan, malın fiilen geri alınması değil, borçlunun tevdiden döndüğünü, saklayana beyan etmesidir.
b.Satış Bedelini Tevdi
Sözleşmenin konusu olan şeyin niteliği veya işin türü tevdie elverişli değilse veya malın muhafazası, bakımı büyük masrafı gerektiriyorsa, borçlu önce alacaklıya bir ihtarda bulunduktan sonra, hâkimin izni ile malı sattırıp, satış bedelini tevdi ederek borcundan kurtulabilir. Yapılacak ihtar ile satış yapılacağı hususunda alacaklının dikkatinin çekilmesi amaçlanır, alacaklıya ihtar verilmesi hâkime başvurmadan önce yapılacaktır.
Borçlu bu durumda malın satılması ile değil, satış bedelinin tevdii üzerine borcundan kurtulur. Borçlunun, hâkimden izin almadan malı satıp bedelini tevdi etmesi onu borcundan kurtarmaz. Hâkim bu noktada, alacaklının temerrüde düşme durumunu, satışın gerekliliğini ve alacaklıya ihtarın yapılıp yapılmadığını inceleyecektir. Ancak alacaklının dinlenmesi şart değildir.

Satış prensip olarak açık artırmada yapılır.Fakat satılacak şey, borsada kayıtlı olan veya piyasa fiyatı bulunan bir mal ise yahut açık arttırmanın masrafı ve sair masraflara oranla değeri az ise açık arttırmaya gerek yoktur. Hatta hâkim böyle hallerde alacaklıya ihtar yapılmasını aramaksızın da satışa izin verebilir.
Satış bedelini tevdi eden borçlu, tevdiden dönebilir. Bu takdirde borcu satıştan elde edilen para edimi olarak mevcut olur.Alacaklının üçüncü kişinin arz ettiği ifayı kabule mecbur olduğu durumlarda alacaklının temerrüde düşmesi halinde, üçüncü kişinin de satışı isteme yetkisi bulunduğu doktrinde kabul görmektedir.
c. Sözleşmeden Dönme
Borcun konusu bir şeyin teslimi gerektirmiyorsa, alacaklının temerrüdü halinde borçlu, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere göre sözleşmeden dönebilir.
Borçlu temerrüdüne ilişkin hükümler uyarınca, sözleşmeden dönme için, borçlu, alacaklıya ifayı kabul etmesi için ek süre (mehil) verecek, ek süre sonunda  borçlu sözleşmeden dönebilecektir. TBK m. 124 durumlarında ek süreye gerek yoktur.
Üçüncü kişinin ifa teklifini haksız olarak reddeden alacaklıya karşı üçüncü kişi, borçludan yetki almadıkça sözleşmeden dönemez. Çünkü sözleşmeden dönme taraf olmaya bağlıdır.
Sürekli borç ilişkilerinde sözleşmeden dönme, fesih anlamındadır.
Alacaklı Yüzünden İfanın İmkânsızlaşması
Borçlar kanunumuzda bu hususta hüküm yoktur.




Bize Yazın

Ad

E-posta *

Mesaj *